Alper Murat Kirpik 

Hikaye Okuma “AHTAPOT DÜŞÜNCELER”

Hikaye Okuma

Hikaye Okuma “AHTAPOT DÜŞÜNCELER”

BÖLÜM 2

Hikaye Okuma "AHTAPOT DÜŞÜNCELER"Yüzüne güneş gelirken birden nostaljik saatin alarmı çalınca gülümseyerek uyanmadı bugün Songur. Büyük bir ses ile uyandı. Evinin yanına hava alanı mı yapılıyordu yoksa pencereden görünen sönmüş bir volkan olan ülkenin yavru dağı Nurhan Dağı mı patlamıştı? Hemen yatağından kalktı, üzerine tişörtü giydi. Tişörtü leş gibi kokuyordu ama telaştan önemsemedi. Kapının kilidini hızlı bir şekilde açtı ve savaş belgeseli tadında bahçesini gördü.

Yeşil motorsikleti ile bahçenin ortasına kadar bir kız girmişti. Yerlerin hepsi yoğurt olmuş, tahta duvar ve yerdeki Songur’a ait garip biblolar hasar almıştı. Kız ise bir eliyle dirseğini tutuyor, yüzündeki mahcupluğu ise hangi kelime ile açıklayacağını düşünüyordu. Artık bahçenin tam ortasında, hızını alamamış bir kadının motoru ile yaptığı eser vardı.

Songur, hemen hızlı adımlarla yardımına koştu kızın. Normalde yardımsever değildi. Kıza aşık filan da olmamıştı ilk görüşte, çünkü küplere binmek deyimini zihni çözümlüyordu daha. Zihni bakmış ama görmemişti. Kız açıklama yapmaya hemen başlamıştı, “Ya kusura bakma abi, babama keçi yoğurdu getiriyordum köyden, tutmadı külüstürün freni, ayıp oldu sana da. Gerçekten çok özür dilerim. Sanki daha önce hiç freni yokmuş gibi davrandı yeşil dev, zorunlu emeklilik motorlarda da olmalı.” Dedi ama Songur hiç konuşmadı. Konuşmayı da sevmezdi zaten. Bilmediği tanımadığı bir yerden ev almış, herkesten izole etmiş kendini kitap yazıyordu abimiz. İnsanlığın özünü anlamaya ve anlatmaya çalışıyordu kedince.

Kıza gelirsek, Songur’un yaşlarındaydı ama ona “Abi” demişti. Nedeni ise saygı kavramı tanımadığı bir erkeğe öyle hitap etmesini öngörüyordu. Şu an ise üzeri başı yoğurt olmuştu, Songur elini uzatıp kaldırdı ve yarım yoğurt kaplarını da motora astı. Motoru ise kapının önüne getirdi ve “Buyur” dedi kovarmışçasına. Kız içinden sinirlenmişti Songur’un bu duvar yüz tavırları yüzünden. Suçlu olduğu için ses çıkaramıyordu ama. Hem bahçesini darmaduman etmişti hem de adamı uykudan korku ile havaya zıplatmıştı. Songur hala pijamaylaydı. Motora doğru tam gidiyordu ki Songur seslendi: “Baban ne diyecek yoğurda şimdi?”

“Yoğurdun zararı yok, evde biraz daha vardı, bugünlük idare eder. Olmadı ben yoğurt yaparım, süte yoğurt ekliyorsun yoğurt oluyor biliyor musun? Peki ilk yoğurt nasıl oldu biliyor musun? Ben sordum babama, babam dedi ki bak kızım ilk yoğurt karıncanın oluşturduğu o topraktan mayalanmış dedi. Yaa.” Diye cevap verdi kız. Abi diyecek kadar utangaç hiç tanımadığı biriyle bu kadar konuşacak kadar garip. Tam 6,4 saniye boyunca nefes almadan konuştu. Bayılcak zannetti kızı ama kız gayet yerindeydi. Keşke “abi” demeseydi de bu kadar uzun cümle kurmasaydı.

“Bekle” dedi Songur, aynı uzun bir mesaj sonrası yazılan “Tmm” gibi. İçeriden poşet, pantolon ve tişört getirdi. “Şuradaki kapalı yer normalde ahır. Ama şu an boş, ben hayvan sevmem. Burada giyin, yoğurtlu giysileri de poşetin içine koyarsın.” dedi. Kız kafasıyla onayladı ve gülümsedi. İçinden “Hayvanlar da seni sevmez zaten muşmula surat.” dedi.

Ortak noktaları hiç yok gibiydi. Ya ortak noktalarının onların anlaşması için bilinen aksine olmaması gerekseydi. Tamamlasalardı birbirlerini. “Biz her şeyi çift yarattık” ayeti geçti içinden Songur’un. Ya diğer tarafı oysa ya da değilse. İhtimallerin oranladı. Yalnız olmayı seviyor ve keyif aldığını tekrar ediyordu kendi içinden. Korkuyor muydu yüzleşmekten? Kitapta yazdığı insanın özünü anlamaya çalışıyordu. Her açıdan bakıyordu doğruya. Bununla alakası olup olmadığı aklına geldi, yoğurt aklına geldi, kız aklına geldi. Pat! Kapı açıldı. Kız: “ Bence çok güzel oldu!”

Motora binen kız “Ben yavaş, yavaş giderim sıkıntı olmaz. Bir gün de topraktan yoğurt mayalarım sana, özür hediyesi.” dedi kız. Songur kafa salladı. Bıyık altından güldü. Çaktırmamaya çalıştı. Elini uzattı “Ben Ayşe” dedi. Songur dokundu. Sorularının cevabını aldı. Zihninden geçen sevgi oranlarında bir miktar değişim oldu.

İlk ve son görüşüydü belki Songur’un Ayşe’yi. İçeri girdi, direk yatağa attı kendini. Avuçlarının içine baktı, toprak olmuştu. Mutluydu. Ayşe’yi düşündü. Farklı duygulardı. Arşimet gibi karısını dinleyip ara verince zihni problemin çözümünü bulmuş muydu? İnsanın özü Toprak mıydı? Yoksa her yerden ip ucu çıkarmaya çalışan Songur Ayşe ile tanışma konusunu bahane mi etmişti. Hem Ayşe gülümsemeliydi hem Songur emin olmalıydı. Kitabın sonu doğru olmalıydı!

BÖLÜM 3

“Biz her canlıyı sudan yarattık”

Enbiyâ / 30

Gözler kapalı trans halindeyken dönen bir grubun ortasında buldu kendini Songur. Onlara göre ise kendini bulma idi bu ruh halinin adı. Kendilerinden geçmiş bir şekilde öne arkaya eğiliyorlardı, zikrediyorlardı. Kendini bulmak kendine geçmek miydi? Nefesleri sonsuzluğu çağırıyorlardı sanki. O kadar yoğun geliyordu nefeslerinin sesleri, sadece hissediyorlardı ve saf inanıyorlardı.

Songur ise çok korkmuş ve şaşkındı. Durumun sanki Songur ile korkacak derecede bir alakası yoktu ama. Sadece görmesi gerekiyordu belki de. Ormandaki tüm kuşlar da dönüyordu aynı yerde. Her adamın üstünde bir kuş vardı, hepsi farklı türdü.

Ne zaman geldi? Nasıl geldi buraya Songur? Kafasını aşağı eğdi birden. Su birikintisi vardı ayaklarının dibinde. Bir bebek yansıması gördü kendi yansıması yerine! Halkadan biri koptu, koşarak geldi Songur’un yanına, yere düştü Songur. Yüzüne eğildi ve bağırdı Adam;

“Biz her canlıyı…”

Pat. Pat. Pat. Kapı çalmıştı. Hem de üç defa. Songur’un nefes alışverişi sanki akciğerini havaya ulaştıracaktı. Rüya olduğunu on saniye sonra fark etti. On saniye, bir rüyanın rüya olduğunu anlamak için geç bir süreydi ama Songur için sonuç önemliydi, kapı hala dövülüyordu. Kapıyı açmaya gitti. Aynı kız vardı, Ayşe. Başa bela mıydı bu kız yoksa çözüm noktası mıydı bilinmez. Şimdilik.

Songur’un ağzından tek kelime çıkmadan, kız içeri daldı. “Daha önce tanışmıştık zaten, sana özrümü getirdim. Bir satır yoğurt. Ama ne yoğurt bir bilsen, bir tatsan. Bu özrümü de artık beğenirsin be abi. Artık küs değiliz değil mi artık?” Songur hala nefes nefeseydi, kız bir an için korktu. Songur’un hemen koluna girdi, sandalyeye oturttu. Yatağın baş ucunda duran sehpadan suyu getirdi. “İyi misin?” soru bile soramamıştı kız korkusundan. Sanki bayılmak üzere gibiydi Songur.

Aslında kötü değildi, sadece hissediyordu ve anlıyordu. İnsanın özü, kendi özü. Neden istiyordu ki bunun bulmayı bu kadar? Sonsuzluğu mu yakalayacaktı ya da sonsuz hazzı mı keşfedecekti? Ayağa birden kalktı Songur. Koca bir bardak su kızın elbisesine dökülmüştü.

“Yine gitti kıyafet, iyi be abi?” dedi. Aslında abi demek istemiyordu Ayşe ona. Ata saygıyı emrediyordu. Babası erkeklere abi diyeceksin demişti bir defa. Tenine Songur tarafından dokunulmasını istiyordu Ayşe ama bakireliğinin yok oluşu kutlanacak kadar erkek değildi. “Ben en iyisi gideyim.” Dedi Ayşe, Songur kolunu tuttu. Kafasını eğdi. “Özür dilerim Ayşe. Bu seferde benim yüzümden ıslandı üzerin. Hakkım helal olsun, sende helal et. Yoğurt içinde teşekkür ederim. Rüya gördüm de biraz etkisinde kaldım sanırım. Tekrar özür dilerim.” dedi.
Hem Ayşe şoktaydı hem de Songur. Belki hayatı boyunca bu kadar uzun cümle kurmamıştı Songur. O duvar adam bülbüle kesilmişti. Sanırım patlamıştı artık. Belki o gün bu gündü. Ruhunun ıslah olacağı gün bugündü. Beden ruha sarılmıştı. Peki ya Ayşe? Ayşe o bedene sarılacak mıydı? İlk defa suya izin vermişti Songur. Denizin ortasında kalır ve boğulurdu hep çırpınarak. İlk defa teslim oldu kelimelere. İlk defa teslim oldu kendine.

Ayşe sadece “Helal olsun.” dedi titrek bir tonda. Songur’un Oksipital Lobu devreye tam anlamında geçmiş ilk defa bakmıyor, görüyordu. Kız gülümsedi, utangaç hareketlerle geri geri giderek kapının kulpuna rastladı. Kafa hareketiyle selamladı Songur’u, o kafa hareketiyle selam verdi gözlerinin içini güldürerek.

Ayşe motoruna atladı ve motoru çalıştırdığı gibi yola çıktı. Rüzgârın soğuğu göğsündeki suyla birleşerek buz etkisi yapıyordu ama Ayşe üşümüyordu. Yapmamam gerekirdi, nereden gittim, ayıp oldu şimdi, babam duysa beni öldürür, ne yaptım ben, yetişmeliyim gibi kısa cümleleri tekrar ede ede gazı kökledi Ayşe. Yeşil dev de iyi çalışıyor gibiydi. Sanki egzosundan duman değil de çiçek çıkıyordu artık. Hafif gülümsedi ve hemen ciddileşti.

Songur belki de Thales haklıydı dedi içinden. Freud’un idi, Thales’in suyuydu, Yaratıcının bizi yaratmasındaki anlamdı. Ama ya başka bir şeyse emin olmalıydı. Çıkmaza gireceği sokaktaydı belki de sonuç.

Su hem başlangıç hem son muydu?

BÖLÜM 4

Saatin tik takları duyuluyordu sadece odada. Köstekli saat gecenin üçünü gösteriyordu. Sigarayı yakmış dolunayı izliyordu Songur evin bahçesinde. Üç hafta beklemişti, tam üç hafta. İçeri girecek kadar korkak, dışarı çıkacak kadar da cesur hissetmiyordu artık kendisini. Tabakasında 3 tek sigara kalmıştı ama acımadı Songur, artık iki sigara hayattaydı. Derin bir nefes çekti, o kadar derin çekmişti ki sigara ortaya kadar gelmişti. O kadar derin çekmişti ki neden içtiğini sorguladı. “Neden?” dedi.

Birden ayağı kalktı! Kucağındaki bira şişesi yere, diğer on iki şişenin üzerine, düştü. İlk defa içki içmiş, İlk defa sarhoş olmuştu Songur. İlk defa aşık olmuştu aynı zamanda da. Ve ilk defa gerçekten gülümsemişti. Songur’un yüreğinde koca bir Ayşe vardı artık. Ama Ayşe’nin yüreğinde Songur’un kalabilmesi için ilk çeki düzen vermeliydi kendine. O yüzden ayağa kalkmıştı ya zaten Songur. Ama ilk adımında yere düşmüş, olduğu yerde de uyuya kalmıştı Songur. Sızmıştı aşka.

Ayşe tarafında ise güneş tıkırdıyordu. Ama güneş tıkırdamazdı ki, her sabah sessizce gözlerine düşer. Sabah güneşinin güzele vurmasıyla içinden övünürdü Ayşe. Bu garip durumu çözmek için sabaha gözlerini açtı ve babası karşısındaydı. “Günaydın kırmızı başlıklı kız” dedi gülümseyerek Münir amca.

Münir Amca çok güvenirdi Ayşe’ye bir tek bir kızıydı zaten. Ona güvenmeyecek kime güvenecekti. Açtı pencereyi, “Biraz hava girsin ya, neden bu kadar havasız burası bakalım, kurt mu yedin sen burada bakalım?” dedi. Ayşe üç haftadır sessizdi, bir kurt devirecek kadar çok konuşmuyordu. Belliydi, bir şey vardı. Gaddar değildi ya babası, üzülüyordu tabi haline. Gülümsedi Ayşe, “Günaydın” kelimesini ekledi gülümsemesine. Babası sordu nedenini bu sessiz haftaların, Ayşe es geçti, konuyu değiştirdi. Üzerine gitmeyeyim fikriyle vazgeçti sorgulamaktan Münir Amca. Tam odadan çıkarken, “Kalk bakalıım, belim ağrıyor benim yaşlandım. Bizim yeşil dev ile yoğurt al da gel.” Dedi. Ayşe’nin nefesi üç saniyeliğine durdu. Cesur olması lazımdı. Hayatında ilk defa, hem de doyasıya!

Songur uyandığında öğleye geliyordu. Etrafına baktı, hemen temizlemek için işe koyuldu. Gidip artık bulmalıydı Ayşe’yi. On dakika içerisinde her şeyi toplayıp, hızlı bir duş alıp, parfümünü sıkıp, en güzel kıyafetlerini giydi. Hızlıca bir şeyler yerken nasıl Ayşe’ye ulaşacağı hakkında kafasında fikirler oluşturuyordu.

Ayşe, yeşil devi son hız kullanıyordu. Hedefi yoğurt filan değildi. Sadece babası bilmeden Ateş olduğunu hatırlatmıştı. Ve baruta doğru hızla gidiyordu. Kapının önüne durdu. Kapıya doğru yöneldi.

Songur, yüzünü yıkayıp, aynaya baktı, cesareti kendinde buldu. Eğer bir adım atmak istiyorsa gerekeni yapmalı, o yoldan geçmeliydi. Kapıya doğru yöneldi.,

Ayşe kapıyı çalacaktı, eli boşa gitti. Kapıyı açan Songur’du. İkisininde gözleri dolmuştu. Beklenen iki saniye aslında bir ömre bedeldi. Artık vakti geldi.

Sarılış ve Sarmalanış!

İkisi de derin bir nefes çekti birbirlerinin boyunlarından…

Anlam, nefeste mi saklıydı?

BÖLÜM 5 VE BÖLÜM 6

Songur zamanı bükmüştü. Kara delikten aydınlığa ulaşmıştı Ayşe’nin sarıp sarmalanışı ile. Tüm letaifleri tüm beynin loblarına, tüm beynin loblarını birer felsefi görüşe, tüm görüşleri de Yaratıcıya bağlamıştı. Aydınlık yakındı, gülümsemesi lazımdı. 5. Aşama geçiş, 6. Aşama kalıştı.

İnsanın özünü bulmasına bir insan vesile olmuştu. İnsana adasaydı özü şirk, Yaratıcıya adasaydı spekturumu geniş bir beyaz ile karşılacaktı ve Ayşe de elinden tutacaktı. İyi düşündü doğruyu bildiği halde, düşündü ki sinsin içine seçimi.

Yaşadıklarını belki yazamayacaktı Songur yeteri kadar, kelimeler eksik kalacaktı. Ayşe’yi öpüşü tamamlayacaktı, kokusu, teni… Şükür edip onu sonsuz isteyecekti belki, belki de bir şükür kapısı eyleyecekti El Vedud’u zikrederek!

Evrenin ana maddesi İnsandı, insanın Yaratıcının bir parçası olmasıydı, emanet beden, arı bir ruhtu.

Münir Amca böyle bir gence verecekti zaten kızını. Işığı görmüştü gözdeki, kalp yansımıştı göze, aynasıydı artık Ayşe’nin Songur. Yeşil deve iki kişi biniyordu artık yoğurt için, frenide yapmıştı Songur. Hikaye iyi bitmesi gerektiği için iyi bitmemişti. Yaşam tesadüf değil tevafuktu. Kıssadan bir hisse vardı.

“Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster. (Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.)”

Rum Suresi / 21. Ayet

Alper Murat Kirpik 

Alper Murat Kirpik
(d. 1994, HatayTürkiye), Türk yazar, içerik üreticisi, AI Prodüktör.Alper Murat Kirpik, 1994 yılında Hatay’ın Antakya ilçesinde doğdu. Baba tarafından aslen Kahramanmaraş’dır. Eğitim hayatını Kilis 7 Aralık Üniversitesi ve Muş Alparslan Üniversitesi’nde Okul Öncesi Öğretmenliği lisans programlarını tamamlayarak sürdürdü. Mezuniyetinin ardından öğretmenlik yapmış aynı zamanda çeşitli medya ve yaratıcı projelerde yer almıştır. Vine, Instagram, Youtube gibi bir çok uygulamada mizah içerikleri üretti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu